Bazen kaos, bazen sükunet. Çünkü işleyiş bu şekilde … 

Yıldızlardan düştükte acımadı canımız. Tuz buz oldukta dağıldık rüzgarla. Tozlarımız buluştu belki de havada süzülürken. Gecenin siyahına parladık, güneşin ısısında yandık. Ya da tam orta noktada, parladığımızı sandığımız yerde aslında yanıyorduk -ölüyorduk- haberimiz yoktu. 

Yazdığımız bir kaç satırla hissediyorduk dünyaya olan aitliğimizi. Ve bitiyordu kalemimiz, kafamızın içindekiler henüz tükenmemişken. Aidiyet son buluyordu. Dünyevi zevkler rafa kaldırılıyordu o esnada. Sonsuzluğu, evrenin sınırsızlığı içinde ilerlerken yer arıyorduk ruhumuza. Bedenin yeri biraz toprak altı ediliyordu aynı zamanda. 

Düşünceler çıkıyordu meydana. Günyüzü ararken gece selamlıyordu bizi. Uzatıyorduk ellerimizi yıldızlara, buluyorduk herhangi bir gezegende belki de. Ruh hala bir yerlerde dolaşırken. Ah, bir varsak aslında. Ya da varamasak. Yolların bitmek bilmezliği, mental çöküşler, yitirilen akıl sağlığı …

Vardı hepsinin bir sebebi. 

Kendini bulmak istiyorsun öncelikle kaybetmelisin diyordu. 

Kaybettiğin yer, aslında varolan sen. 

Asıl olan sen, yitirdiğin gerçekler. 

Bazı gerçekler hiç yoktan yalanlar. 

Kaybol. Git. Uzaklaş. Gel. Ve yakınlaş. 

Böylelikle bulacaksın kendini. 

Çoğu zaman da yitirdiğin her şeyi. 

Sahi, ne kadar kaybettik ki ? 

Yeterince kaybettik mi kendimizi ? 

Kaç kere bulduk benliğimizi ? 

Aşıldı mı zorluklar ? 

Ulaşıldı mı yıldızlara ?

Ve işte başa sardık …

Düştük mü yıldızlardan ? 

Gerçekten acıdı mı canımız ? 

Diye sorular döner durur zihninde. 

Cevap bulduğun an kendini kaybettiğin an’a eşdeğer. 

Arama. 

Bulma. 

Yönelme ve yöneltme …

Ve işte karma …

Evrenin bu akılalmaz kozmik dengesinde yaşama anlam katmaya çalışma. 

Sadece hisset. 

Bazen kaos, bazen sükunet. 

Çünkü işleyiş bu şekilde …

The following two tabs change content below.

Email adresiniz paylaşılmayacak