Dönencede Sayhalar: Haziran – Temmuz / 2026

Charlotte Piepenhagen / Landscape with a Footbridge at Moonlight

Haziran

Zaman hakkında neler söylenmiş şöyle bir bakıyorum: Zamanın Kısa Tarihi.


Zamanı bizim bilmediğimiz kalıplara sokup, o kalıplardan alınan şekille önümüze kabule hazır şekilde koyan bir çağdayız gibi geliyor bana. Sadece zaman mı? Aşk, yemek, moda, müzik, hepsi bir zaruretin timsali ve kabul görmüş o “köklü” normların “şahane” tezahürü.


*


Muhteşem karanlıklar vardır. Zihnimiz bir boşlukta çaresizce kıvranırken etrafımızı saran bu karanlığın müsebbibi aklımıza gelmez üstelik. Oysa hareketin, mizacın, kanın, şehvetin, yani tüm hayatı mümkün ve aynı zamanda gerçek kılan nabzın ilk titreşimi bu karanlıktan fışkırmıştır. Bu karanlığın müsebbibi biziz.


*


Dikiş yerlerinden tutarak dünyayı, ikiye ayırabilme hürriyeti. Bastığın yerden, baktığın gözden, rüyalarından bile bir türlü emin olamamak sonra. Rüya ve gerçeğin birbirine karışıp aktığı, akıp da nehirler, dağlar, ovalar geçtiği, ışığın yalnız sarı lekeler halinde ulu ağaçların yapraklarından sızarak sarı lekeler bıraktığı bir dünyada olsaydım, yaşamım yalnızca bu manzarayı seyrederek geçseydi… Oysa şehirler, geniş caddeler, yüksek binalar ve milyonlarca parlak, renkli ekranların arasında, dikiş yerlerini parmak uçlarımla bulup, acımadan parçalamak istiyorum dünyayı.


*


Bu deniz kıyısında kurulmuş beldenin beyaz çarşafları andıran serin ve tatlı esintisi, sıcak yaz gününde boncuk boncuk terleyen alnımda ıslak bir ürperti uyandırırken, “yolda düşünmelerim” üzerine düşünüyorum. Bir viraj sonra denize iyice yakınlaşacağız. Evet… Oysa bahçemin yeşerdiği şu günlerde, bahçe duvarının hemen karşısında sıra sıra uzayan karşıdaki apartmanların uzak pencerelerinin içinde yaşanan vakalardan ziyade şimdi sonsuzluk gibi her bakışta insanın içine işleyen şu deniz…

Sanırım beni düşündüren yani düşüncemi daha geniş bir merhaleye taşıyan şey, etrafımda bana sanki mukavvadan duvarlarla çevriliymiş gibi gelen şu dünyadaki mekan duygusunun bizi ardı sıra sürüklemesi. Zaman ilham veren en güçlü şey gibi gelse de bence mekan, düşünmek için zamandan daha mühimdir. Değişen, büyüyen, küçülen, uzayan, kısalan her şey, zihnimizin dehlizlerinde uyanan akisleri tetikleyen mihrak noktası.

Peki ne düşündüm?

Evvela kabuğumun kırılmasına duyduğum arzuyu, ki bu da aslında bir mekan değişikliğine işaret etmektedir. Sonra her şeyimin sadece tek bir boyutun içindeki tek bir amaca aslında belki de tek bir zaafa yönelmesini. Yaşamı yalnızca tek bir bakış açısıyla ele aldığımın kolaycılığı sonra.

Sürüp gitti. Sürüp gidiyoruz.


*


Yapaylığın karşısında mütebessim çehrelerin bilgelik dolu kabulleri ve hataları görmezden gelmenin gizli kibri. Yalnızca tiyatro salonlarında rastlayabilirsiniz buna. Başarısız bir tiyatrocunun abartı oyununu görmezden gelmekte gecikmez tiyatro sevenler. Gerçek hayatta kabulü mümkün olmayan hatta bir tür nefret uyandırabilecek başarısız eylemler sahnede hoş görülebilir bir tek. İnsanlığın riyakarlığı mı? Sanata verilen kıymet mi? Tek bildiğim şey, her şey fazla ironik.


*


Temmuz


Bir ormandayım. Yoklukla dönüşecek simyamın peşinde giderken suyun mırıltısına kulak vererek duruyor ve kendi kendime bilmem ne için ettiğim küfrümün (ya da inkarımın) Ofelya’nın boğulduğu nehir olduğunu düşündüğüm şu berrak nehirde uyandırdığı titreşimleri izliyorum. Tazecik yaprakların, nemli ağaç gövdelerinin ve çamura dönüşmüş toprağın içinden ciğerlerime dolan nefes başımı döndürüyor. Orman ve damarlarımdaki sonsuz haz. Koşsam çılgınlar gibi, nereye gittiğimi bilmeden, büyük bir iştahla, gövdemi yırtarcasına koşsam bu ormanın içinde.

Bir uçurumun kenarında dursam…

Ne de olsa hürriyet, ölmek isteyip ölmemektir ve nicelerinin boğulduğu nehirlerde yeniden doğmayı arayanların küfrü ve inkar ile dönmektedir dünya.


*


Yuka çiçeklerimin toprağına içtiğim sigaraların küllerini serptim. Kendi gölgemi seyrettim ve yaz yağmurunu izledim. Derin nefes alma isteği ve hava açlığı yaşıyorum. Rüyalarımda ne gördüğümü hatırlamaya çalışıyorum. Bulutların arasında bir görünüp bir kaybolan güneş, her seferinde eski yazlardan bir parça taşıyor gibi geliyor bana. Rüyalarımı hatırlar gibi oluyorum. Göğsüm daralıyor. Bilinmedik bir toprağa adım atıyorum; özgürlüğün çıplak tenimde uyandırdığı ürpertiler, başımın üzerinden geçen martılar, tepetaklak olan hayaller bir de.

Kavrulan alnımla, kamaşan gözlerimle bir sahilde yürümek, sıcaktan nefes nefese uzanmış kara köpeklerin uzandığı antika dükkanlarının, dondurma tezgahlarının önünden geçerek kaldırımlara sapmak ve kaybolmak istiyorum.


*


Bricius’un gece uyumadan önce dehşetle çarpan kalbinden Veritas’ın haberi vardı. Tam da buna mukabil Bricius ise aynalara bakmasından ne denli korktuğunu biliyordu Veritas’ın.

Veritas’ın, teklik hakkında tehlikeli düşünceleri vardı. İnsanlık tarihinden tevarüs ede ede bugünlere miras kalmış bir sır olduğunu biliyordu bütünleşmenin. Bricius ise doğadaki güzelliğin ne kadar çoğalırsa o kadar müthiş olduğunu söylüyordu hep.

Bir gün bulutlara çıkmak istediler. Kendilerini gökyüzünün aynasında görmek istemişlerdi. Veritas doğru bulmamıştı bu fikri. Her şey çoğalmalıydı çoğalmasına ama yalnızca kendisi “tek” kalmalıydı. Bir yansımada bile görmeye tahammülü yoktu varlığını.

Bulutlara çıktılar. Gökyüzünün aynasını kırılmış buldular. Şaşırmadılar. Toprağın incele incele pürüzsüz yüzeyinden bir ayna yapmaya kalktı Bricius. Elinde çamurdan başka bir şey kalmayınca varlığa karşı şeytani bir öfke köpürerek yükseldi göğüs boşluğunda.

Veritas’a hiddetle, yüzüne bakmasını söyledi. “Kaybolmak istemiyorsan yokluğa bakmalısın” diye ihtar etti onu. “Yokluğun reçetesindeki her unsurun bir bulamaç halinde birbirine karıştığı etten kaselerden ibaretiz ne de olsa!”

Zwei Seelen wohnen, ach! in meiner Brust,
Die eine will sich von der andern trennen;
Die eine hält sich in der derben Brust
Zum festen Halt, an was die Welt verboten.

(Ah! Göğsümde iki ruh yaşar, ikisi birbirinden ayrılmak ister;
Biri bu sağlam göğüste, dünya yasaklasa da,
Kendini bir kalıcı yere bağlar, biraz da dünyadan kopuk kalır.)

Goethe / Faust

Bricius kanın ve şarabın üzerine yemin etti. Kaygısız dillerin, fikirsiz başların ve hiç gurbete gitmemiş kimselerin budalalıklarından korunmak için inayetler diledi ufuktan.

Ufukta bir damla kan haline geldi güneş ve sonra denizin üzerinde bir şarap gibi köpürdü akşam.

Veritas’ın rahmine böylece düştü, azap. Cisim kazandı. Var oldu.

Führe mich!
Halte mich.
Ich fühle dich.
Ich verlass dich nicht
.”

(Bana yol göster!
Beni tut.
Seni hissediyorum.
Seni bırakmayacağım.)

Rammstein / Führe Mich


*


21.07.2026 / 05:05


Sabah ezanlarının davudî ışıltısı uykumun durgun sathına değdi, uyandım. Rüyamda gördüğüm şeyden duyduğum hazzı hatırlıyorum bir tek. Bu hazzın tarifi; salkım saçak, savruk, tekinsiz ve karanlık bir şeydi ama ne olursa olsun bir isyan hali kadar hakikiydi.

Balkona çıkıp bir sigara yakıyorum. Yarın yağmur var. Şimdi her biri heybetli ve karanlık bir varlık gibi yükselen ağaçların gökyüzüne değdiğini vehmettim geniş yapraklarında yağmur bulutları.

Martı sesleri uykumu kaçırıp götüren yaramaz çocukların sevinç çığlıkları gibi geliyor bana.

Çıplak etimde bilenen serinlik. Hakikate en yakın olunan saatlerin doğurduğu tedirginlikle rüzgar sesinin uğursuzluğu karışıyor içimde. Uyumaya gidiyorum.


*


-Genel olarak bir can sıkıntısı olduğu için…
-Benim de. Dolunaydandır geçer.
-Öyle miymiş? Dolunay mı var?
-Evet. Çık bak.
-Gökte ne olduğundan pek haberim yok.
-Benim var. Biraz.


*


Boğum boğum bir halata dokunmak ve sıkışan, gerilen, kirlenen bir dünyanın farkına varmak. İş işten geçmiştir.

Loş ışıklar altında kurulan tatlı hayaller, gecenin bir yarısı sallana sallana evimize döndüğümüz yollar, caddelerdeki yaz taşkınlığı ve insanların kasıklarından geçen ve daima geçecek olan yaşama dürtüsü.

Oysa bir deniz kenarında, ufukta yağmur yaklaşırken, bir halatı incelemekle, dünyanın aslında hiç de öyle olmadığını anlıyor insan.

Boşluğa düşmekten kurtarabilir bir halat bizi ve aynı halat, bir boşlukta asılı da kılabilir gövdemizi.


*


Sonsuzluğa uzanan ıssız bir ovada, öğle vakti çarmıha gerilmiş İsa’lar düşünüyorum. Çıplak ve kanlı tenlerinde güneş damla damla karıncalanıyor.

İnsanlar görmeyince ovaları ve dağ başlarını; insanı çıldırtacak kadar büyük ıssızlıklar içinde kanayan İsa’ları hatırlamıyor.

Kirli, kareli bir kağıt üzerine çiziktirdiğim satırlara gidiyor aklım. Oraya satır satır çizdiğim ıssızlık tariflerimi hatırlıyorum. Çocuksu. Uzak deniz ıssızlıkları mesela, köy meydanlarının ıssızlıkları ya da.

Issızlıkları tasnif etmek istiyorum.

Gece, sabah, dağ başı, ova, uzak deniz, köy meydanı, kasaba,  kar, antik kent, metruk ev, ölü çıkmış ev ve yoksul ev ıssızlıkları. Ayrıca, insanın içindeki büyük ıssızlıklar var bir de. İsa’nın ıssızlıkları.


*


Temmuz sonu. Saat akşamüstüne dönüyor. Bir bira. Bir Marlboro Red Long. Uzak yerlerin hararetini düşünüyorum. Şöyle upuzun bir asfalttan tüten toz ve duman karışımı titreşimler. Düşüncemden sıyrılıp denizi görüyorum. Beyaz balkonun hemen yanında koyu mavi ama yer yer köpüren bir çalkantı. Zeytin ağaçları bir o yana bir bu yana sallanmaya başladı. Bugün 23.59’a kadar fırtına uyarısı verdi meteoroloji. Uyarı boşa çıktı. Gece yarısına doğru yaprak bile kıpırdamadı.

Selimcan Yelseli
Selimcan Yelselihttp://selimcanyelseli.blogspot.com/
http://selimcanyelseli.blogspot.com/

Updates

AI Music: When Artificial Intelligence Steps Onto the Creative Stage

Sometimes, it takes just a small moment in life...

Navigating the Web3 Wave in Singapore

As the plane descended over the shimmering skyline of...

The Key to a Golden Generation: Cherishing Children’s Golden Years

Have you ever thought about building a solid house?...

Discover the Vibrant World of Tokyo and Beyond

If you’re searching for a YouTube experience that’s bursting...

Don't miss

Embracing Mortality, Celebrating Life: “1001 Nights Project”

Embracing Mortality, Celebrating Life: “1001 Nights Project” Raffles Place, SINGAPORE We...

Pitcairn Update (v2.1)

On the 5th of November 2024, exactly one year...

AdAstraa.Net Pitcairn (v2.1) Güncellemesi Başarıyla Tamamlandı

You can quickly translate the update announcement into your...

Adastraa.net – Pitcairn Update (v2.1) Announcement!

We're pleased to announce that a major website update,...

Ad Astra Manifestosu

Bu şiir, 26 Ağustos 2020 gecesi Twitter’da, #perasperaadastra hashtagi...

AI Music: When Artificial Intelligence Steps Onto the Creative Stage

Sometimes, it takes just a small moment in life to make us reflect on the future of creativity. For me, it began with… a...

Navigating the Web3 Wave in Singapore

As the plane descended over the shimmering skyline of Singapore, I couldn't help but feel a surge of excitement. The island city-state, often hailed...

The Key to a Golden Generation: Cherishing Children’s Golden Years

Have you ever thought about building a solid house? A strong foundation is a must, right? The same goes for the future of our...

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here